Son dakika haberi bulunmamaktadır.   Bunları biliyor musunuz ?    İLETİŞİM    O'na...  
<object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11CF-96B8-444553540000" id="obj1" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" border="0" width="genişlik" height="yükseklik">
Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Demirciler çarşısı

Türk, Oğuz beyleri, Türk ulusu iyi dinle, iyi işit.

Kategori  Kategori : Tarihten damlalar
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 1610
Tarih  Tarih : 12 Haziran 2007, 00:49

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 

“Türk, Oğuz beyleri, Türk ulusu iyi dinle, iyi işit. Yukarıda gökyüzü çökmedikçe, aşağıda yer delinmedikçe, Türk ulusu senin ülkeni, töreni kim bozabilir? Ey Türk ulusu kendine dön.”

                                  ( M.S. 732 ‘ de Bilge Kağan’ın diktirdiği Göktürk yazıtından )

 

         Kardaşlar, bu sözleri yıllarca önce, Göktürk hanlarından Bilge Kağan söylemiştir. Söylediği yıl 732. Dünya dönmüş güneşin çevresinde 1188 kez, gelmişiz 19020 yılına. 1920’ de Anadolu Türklerinin başında bir kara duman ki, gökyüzü çökeyazıyor. Yer delineyazıyor. Türkün ülkesi bozuluyor, töresi bozuluyor. Öyle bir kargaşa ki, gökyüzünü tutmaya direk yok. Yer kaynıyor tutunacak dal yok: Töremizin güzel bayrağını kim yücede tutacak, ülkemizin dörtbir yanı bozulmuş kim düzeltecek? Geldi Anadolu, 1188 yıl önce söylenmiş Atalar sözüne dayandı: Türk ulusu kendine dön. Gücüne dön, törene dön, kendine dön: Gökyüzünü ala direk başında tut, toprağını sağlam vatan bağrında tut. Ey Türk ulusu, senden sanadır destek ve sen, gene töre sahabı, yurtsever çocuklarınla kurtaracaksın kendini. 1920’ de böyle oldu. Türk ulusu, kendi gücüne, kendi töresine döndü ve bağımsızlık kılıcını çekip, gökyüzünü yüceltti, yeryüzünü dinceltti ve de töresini, ülkesini kurtardı.

         Daha önce,, sözü şanlı Gaziantep savunmasına getirip, Antebin demirciler çarşısında, demirci ustalarının nasıl yurt sevgisiyle örs başına geçip, demiri inceltip bağımsızlık kılıcı dövdüklerini anlatmıştık.

         Antep çarşısındaki demirciler değil yalnız, tüfekçiler, dökmeciler, marangozlar ve barutçular işliklerine kapanıp teneke parçalarından fişek kapsülü ve de kurşundan mermi, el bombası yapmışlardı. Hele barutçu ustaları, küherçile ile kükürdü birbirine katarak, Fransız birlikleri Antep kalesini topa tutarken, halkın tüfeğine kara barut yetiştirmeye çalıştılar.

         Ulusal Kurtuluş savaşında, İstanbul’dan kaçırılan mermi, tüfek, kağnı, eşek kollarında Ankara’ya taşınadursun, Anadolu’nun çarşılarında da bizim yiğit demirci ustalarımız ateş yakıp, kol sıvadılar, ordumuza kılıç dövmeye, süngü parlatmaya başladılar. Cephede, asker vuruşurken cephe gerisindeki çarşılarımız da çalıştı. Bu çarşıların en canlıları Ankara’daki Samanpazarındaki ve Tahtakale’deki demirciler çarşısı idi. Bu çarşılarda eski demir eğitiliyor, dövülüyor süngü yapılıyordu. Anadolu pek yoksuldu. Öyle uzun bacalı fabrikaları, top tüfek yapan dev işlikleri yoktu. Elimizde ne varsa onu kullanacaktık. Tepelerimize çıkarıp, düşman dayangalarını döveceğimiz toplarımızda pek eski idi. Çoğunun kaması, yani top namlusunun gerisini kapayan demir kapak yoktu. Bu kapak olmadan da, top güllelerini istediğin gibi, istediğin yere yollayamazdın, iki elin iki yanında bakar kalırdın. Şurdan buradan elde ettiğimiz demir parçalarıyla top kaması yapamaz mıydık? Samanpazarında, demirci ustaları süngü, kılıç yaparken, başka ustalarımız da kama dökemezler miydi? Ah, Kardaşlar, o zamanlar bizim ustalarımız da azdı, bu çeşit elişi sanatçımızda azdı.

         Demircilerimizin çoğu, teker, sapan, nal, kaşağı gibi Anadolu’nun gündelik işlerine, köylü pazarının alışverişine göre yetiştirmişlerdi kendilerini. Eloğlu, demirden öyle işler yapmış ve de topraklarının altındaki demiri çıkarıp, çeliğe çifte su vermişti ki, bizim çarşılarımızdaki demirci işlikleri, bunların karşısında tenekeci dükkânı gibi kalıyordu. Hem bir çekiç, bir örs, bir parça demir ve bir soluk ocak ateşiyle ne yapabilirdik? Avrupa ulusları yüksek fırınlar kurmuştular ki, ağızlarından çelik, ırmak olup akıyordu. Bu çelikten onlar her bir şey, ray, motor, top kaması yapıyorlardı. Biz, kurtuluş savaşında yurdumuza ayak basmış yaban askerleriyle değil yalnızca, onları yurdumuza saldırtan emperyalizmin çelik gücüyle de çarpışacaktık. Bakmayın dünyanın çelik endüstrisi almış yürümüş, ezilen ulusların karşısında top olup, tank olup dikilmişti. Ama çelik çeliktir, insanda insan. Eni sonu, savaşta asıl çarpışan insanoğludur. Çeliğin aklı yok ki nettiğini bilsin. Gönlü yok ki insanın yüreğinde neyin yattığını bilsin? Demiri çeliğe, çeliği akıla çeviren ve de, gönül çeliğine çifte su veren insanoğludur. Anadolu’ya ayak basan düşmanların bundan haberi yoktu. Bu topraklarda insanlar yaşıyordu, Türk oğulları yaşıyordu ve elbette, çeliğin gücüne karşı, yurtlarını kurtarmanın bir çaresini bulacaklardı, demirin yabancısı da değildi bu insanlar. Onu yüzyıllarca önce tanımışlar, işlemişlerdi. Demircilik bizim, çok eski ulusal sanatımızdı. Dünyanın en eski demirci ustalarından biri de Bumin usta idi.

         Anadolu demirci ustalarının piri olan bu yaman usta, adı güzel Bumin usta, gene böyle karanlık bir günde, Türk halkını Ergenekon’dan çıkarmış, kurtarmıştı. Bu öyle güzel bir hikâyedir ki kurtuluş savaşı demircilerini anarken, bu hikâyeden söz etmemek olmaz.        Kardaşlar, biz gün görmemiş toy, yeni bir ulus değiliz. Çok görmüş, çok deneyler geçirmiş, acı tatlı yıllar yaşamış çok eski bir ulusuz. Yüzyıllarca önce, Orta Asya’da yaşarken, yani, güzelim Anadolu toprağına göç tutup yeni bir yurt edinmeden önce, bir vakitler Göktürkler diye anılırmışız. Her bir ulusun başına gelir. Hele çok yaşamış bir ulus, kötü gün görmemiş olmaz. Bizim Göktürk atalarımızın başına da bir kırım gelmiş. Düşmanlarıyla vuruşmuşlar, çoluk çocuk kırılmışlar koca Göktürk halkından ortada bir Kayı ile bir Dokuzoğlu kalmış, güzelce kadınlarıyla kalmışlar ya, bahtları kara ki, düşmanın eline düşmüşler. Düşmeleriyle yiğitliği ata sürüp ve de kadınlarını terkilerine alıp kaçmaları da bir olmuş. Az gitmişler, düşman ilinin çadırı, uz gitmişler düşman yakmış ateşini, Göktürk ili bozulmuş ya, her bir yanları düşman. Öyleyse, bir yere varalım ki, düşman gözünden ırak olalım deyip dağlara vurmuşlar. Bir ince, bir uçurum ipi yoldan geçirip yayla başına vardıklarında, bakmışlar ki, sular çağlar, kaynaklar buz bağlar, gül menekşeye karışır, zerdali elma ile öpüşür, geyikler seker, çiçekler bal döker. Burası tam yaşanılacak yer deyip göçü indirmişler oraya ve de Ergenekon adını vermişler bu yurtluğa… Sözü uzatmayalım hikâye bu ya, Kayı’nın ve de Dokuzoğuz’un çocukları olmuş, çoğalmışlar, Göktürk soyunu yeniden diriltmişler. Gitmiş zaman, gelmiş zaman, öyle çoğalmışlar ki, Ergenekon yetmez olmuş onlara, su yetmez, aş yetmez, toprak yetmez olmuş. Bir daralmışlar, bir bunalmışlar, Ergenekon’dan çıkıp yayılmaya, göç etmeye karar vermişler. Vermişler ya Ergenekon dediğin, dört bir yanı dağla çevrili. Kayı ata ile Dokuzoğuz ata, göçüp gittiğinden, o ilk yolu, o ince, iki atkıya yeter yolu bulamamışlar. Daha bir daralmışlar, daha bir bunalmışlar. Bu bunaltı, bu daraltı yürekleri iyice ezip sıktığı bir sırada çıkmış ortaya bizim demirci Bumin usta,

—Durun… demiş..

—Kardaşlar her dağın bir yolu vardır, her dilin bir derdi vardır. Bende demirciyim, dağdan anlarım şurası bir demir madenine benzer. Onu eritirsek, bir çıkar yol buluruz.

         Bumin usta düşmüş öne, dağın o yamacına, bir kat odun, bir kat kömür yığmışlar. Büyük körükler yapıp yığının karşısına koymuşlar. Ateşlemişler odun ile kömürü ve de vermişler körüğü, şişirip şişirip vermişler, ateşe can soluğunu. Demir dağ erimiş mi sana ? Açılmış Ergenekon’un yolu ve bunaltıdaki Türk halkı, dizilmiş yola, Bumin ustanın açtığı yoldan çıkmışlar yeniden, ferahlatıcı, güzelim yeryüzü yaylasına, oh demişler, bayram etmişler, O günden bugüne de demiri kutlayıp, demirci ustası Bumin’in güzel adını, sevgiyle anar olmuşlar. Ve de, gelmiş sıra, 1920’ lerde Anadolu demircilerine, Türk halkı bir sıkıntıda, bir burgunlukta ki kurtuluşa yol arıyor. Askerine mermi, topuna kama, tüfeğine süngü arıyor, arıyor ki, yarıp çıksın tutsaklığı, özgürlüğün, bağımsızlığın çiçek yaylasına varsın oh desin. Haydi, yiğit Bumin usta, haydi Samanpazarı demirciler çarşısı, haydi Ankara demircisi Ahmet Usta, haydi yak ocağı, işlet körüğü… Haydi, Eskişehir’den gelme demiryolu ustaları, Kama dökün Mustafa Kemal’in toplarına ve de, şimdi Yunanoğlu, Polatlı ile Eskişehir arasındaki demiryollarını bozmuştur ki, düzletmeye Bumin Usta ister. Yorulmaz ve usanmaz demiryolu ustaları, her rayı kese kese onarırlar ki, Ankara’dan kalkan tren, Polatlı-Ankara demiryolunu, sevinç düdüğüyle geçer gider asker yüklü…

         Güzel Kardaşlar, ama, demirciler ustası Bumin usta der ki :

—Hey oğul, güzel oğul, demirci ocağının övüncesi oğul, bağımsızlık için yaptığın kılıç yetmez bir gün… Anadolu toprağının altındaki demiri yüze çıkarıp ve de eritip ocaklara dönmelisin ki, bir daha böyle dara düşmeyesin. Bir daha bunalıp sıkışmayasın. Her oğul, kendi demirini kendin işleyesin. Bir daha bağımsızlığını yitirmemek için ha göreyim seni, adı güzel Türk halkı, kendi çeliğine çifte su ver ki bağımsızlık kılıcı bir daha bükülmeye…

Kaynak : Atatürk ve Kurtuluş Savaşı C.Atuf Kansu (Ekim 1972)

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Tarihten damlalar

En Çok Okunan Haberler

GALERİ

ANKET

Aslında kitap okumak






Tüm Anketler

İzinsiz alıntı yapılması yasaktır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi